28 Mayıs 2009 Perşembe

Wasting My Time!!


Öyle mi acaba???

24 Mayıs 2009 Pazar

...


...
"Bazen herkesten sıkıldığın oluyordur
Fişi çekip dükkanı kapatasın geliyordur"

...

tam da bu moddayım..

22 Mayıs 2009 Cuma

Sınav Sonrası Güneşli Havada Buz gibi Bira!!

Bugün final sınavlarımnda ilkine girdim..

Bu ingilizler enteresan insanlar.. şöyle kocaman bir balo salonu düşünün. bu salona yaklaşık 400 sıra (evet tam dört yüz) sıra koyun. hepsine düzgünce birer numara verin.. sonra birbirinden alakasız 4 bölümden 400 kişiyi, bölümlere göre gruplamak suretiyle aynı anda sınava alın..

biz international economics sınavındayken aynı anda French Literature, Physical bilmem ne mechanics ve Japanese (??) Law sınavları vardı. İşin daha da garibi bu sınavların hepsinin süresi farklı. Adamın biri elinde mikrofon konuşuyor. Şu sınav bitmiştir, lütfen sessizce sınıftan ayrılın diye.. Geri kalanlar devam ediyor.. Nasıl yöntem? süper değil mi? Şaka gibiydi tamamen. kendimi koca salonda minik bir nokta gibi hissettim. bir de ortam nasl gergin. zaten öss'den beter içeri cep telefonundan geçtim, kalem kutusu haricinde çanta vs sokmak yasak. ama sözlük getirmek serbest.. tabi bütün çinliler ellerinde kocaman sözlüklerle gelmişler.. (bu çinlileri ingilizce becerileri de ayrı bir post konusu olur sanırım :))

Neyse 3 saat boyunca sayfalar dolusu yazı yazdıktan, formüller türettikten ve grafikleri çizdikten sonra sanırım tanrının son bir aydır tek lutfu olan güneşli havadan dirty duck'ın terasına kurulduk, sınav mağduru üç kişi.. sonra bu dersi almyan ama bizi yalnız bırakmak isteyen sınıf arkadaşlarımız da dahil oldu bize.. :)hiç bir şey düşünmeden güneşte yayılıp buz gibi bira içmek pek güzelmiş yahu..

Kendime bir kaç gün izin vermek istiyorum artık. fırsattan istifade bir kaç arkadaşımla görüşücem. Yarın bir arkadaşla buluşma, üzerine bir sinema planı ve bir sınıf arkadaşımıza sürpriz doğum günü partisi gibi aktiviteler içindeyim.. eğlenceli olacak gibi görünüyor..

İngiltere'de tam 8 ayı tamamladım artık. dünyanın bir sürü yerinden bir sürü arkadaşlar edindim. ama maalesef hemen hemen hepsi seneye programları bittiği için ayrılacaklar. Bazılarını gerçekten çok sevdim, müthiş eğlenceli sohbetler ettik, farklı şeyler öğrendim her birinden. ama acaba onları bir daha görebilecek miyim?? Bunu düşündükçe üzülüyorum bir yandan..

17 Mayıs 2009 Pazar

"Sekiz yaşında ve aşıksanız hayat çok güzel!!!"


28 yaşında;

yazın hiç uğramadığı, günler boyunca kesintisiz yağmur yağan, yağmur yağmadığında çılgınlar gibi rüzgar esen bir yerde yaşıyorsanız;

her sabah ördek sesleri yüzünden 7de uyanıyorsanız;

bütün sevdikleriniz / özledikleriniz sizden ayrı yaşıyorsa;

günlerinizi artan bir baskı altında sürekli kütüphanede tozlu kitaplar arasında geçiriyorsanız;

kendi dilinizde sohbet etmeyi dertleşmeyi özlemişseniz;

alışveriş yapmak için markete gitmek bile sosyal bir aktivite halini almışsa;

bütün eğlenceli planlarınız bir ay sonrasına dairse;

bile hayat güzel... hmm.. sanırım..

to be honest, life sucks... :((

Başlık: cedric

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Geçtiğimiz Haftanın Sosyal Etkinlikleri

Sınavlarımın yaklaşması yüzünden son derece otçul bir yaşam sürüyorum bir süredir.. Zamanımı daha verimli geçirmek için sürekli planlar yapıyorum.. genelde uygulamadığım planlar yapmakta üzerime yoktur.. tabi ajandama bir günde on makale okumak artı üzerine ekonometriden 2 chapter yazdığım için benim planlarım ilk günden yalan oluyor..

hem stresten hem de yoğunluktan canım pek bir şey yapmak istemiyordu. uzun zaman sonra ilk defa cumartesi akşamı arkadaşlarımla dışarıya çıktım.. önce il divo isimli italyan yapımı bir filme gittik.. film 90lı yıllarda italyada mafya ile işbirliği yaptığı için yargılanan başbakanın öyküsünü anlatıyordu. filmi izlediğimizde grupta bir italyan arkadaş vardı, onun dışındakiler (ben de dahil) tabi pek bi vakıf olamadı konulara.. neyse enteresan bil filmdi.. işin entreresanı adamın bu kadar şaibeye rağmen 7 (evet yazı ile yedi) kez başbakan seçilmiş olması :) filmden sonra da okulumuzun yeni trendy mekanı dirty duck'ta takıldık.

pazartesi günü de birmingham'a Yann Tiersen (Amelie, Good Bye Lenin film müziklerinin bestecisi) konserine gittim. Konser pek beklentilerimizi karşılamadı.. biz büyük bir konser salonunda film müzikleri dinlemeyi bekliyorduk (mesela şöyle..)



Onun yerine barımsı bir yerde son derece gürültülü ve sert bir müzikle karşılaştık. ama yine de Yann Tiersen'ı en önden :)) izleme şerefine de nail olduk.

sanırım bu konser de haziran ortasına kadar gidip gidebileceğim tek sosyal olay olacak.. zira çok çalışmam lazım çoookkk...







9 Mayıs 2009 Cumartesi

Nostalji..

Nerden esti bilmiyorum ama bugün aklıma taaa çocuk yıllarından bir dizi geldi (ben film diye hatırladım ama diziymiş).. ismini falan da bilmiyorum.. şimdi aklıma nerden düştüğünü de çıkaramadım..

ahmet özhan ve sibel turnagöl vardı başrollerinde.. benim maalesef öyle çok fazla bir türk filmi kültürüm yoktur (bilen bilir..) hatta hababam sınıfı serisini bile tam izlememişimdir. her nedense annem kardeşimle bana izletmezdi öyle şabanlı falan filmleri.. hatta hatılıyorum annemler kardeşimi de alıp gezmeye gittikleri bir akşam (ki kazık kadardım, orta okula gidiyordum) televizyonda tosun paşa vardı.. ben de fırsattan istifade ancak o zaman izlemiştim.. bir de sanki gizli bir şey yapıyor gibi.. :)) anneme de demedim sonra film izledim diye.. :) sanırım o zaten benim baştan sona izlediğim nadir kemal sunal filmlerinden oldu..

neyse konuya döneyim.. böyle bu dizide ahmet özhan hafız gibi hoca gibi bir şey ve her zamanki gibi çok yakışıklı.. :) sanırım kendisindeki dönüşüm süreci de bu filmden sonraya rastlıyor.. film kültürüm zayıf desem de yakası karnına kadar açık gömleklere ağaçların altında hale soygaziye şarkı söylediği filmleri de bilmiyor değilim.. tabi algıdaki bu seçicilikte çocukluk yıllarımın bir kısımında kendimi emel sayın sanmamın (evet kişilik bozukluğu var bende) ve büyüyünce ahmet özhanla evlenmek istememin de payı olabilir.. napalım biz çocukken elde erol evginle ahmet özhan vardı.. erol evginin saçının peruk olduğunu çok erken öğrenmiş olduğum için kendisinden çabuk soğumuştum :))

uzun bir girizgah oldu; işte ahmet özhan bir de bir paşanın kızına aşıktı, sibel turnagöl.. kızla hafız birbirlerini çok severler ama işte paşa baba izdivaçlarına engeldir vs. Filmden aklımda kalan bir kaç sahne var.. birinde sibel turnagöl bahçede havuz kenarında oturuyo, mavi bir elbise giymiş. ahmet özhan da yanına geliyor.. sanırım tanışmalarının nedeni de müzik dersi gibi bir şeydi.. diğer sahnede aşk filmlerinin olmazsa olmazı jönümüzü destekleyen, komik ama has arkadaş ve ahmet özhan bir kahvede oturuyolar.. kızın da bir kardeşi vardı sanırım.. evde de hizmetçiler kalfalar vs..

neyse ki allahtan google var da hemen aradım buldum.. hafız yusuf efendiymiş adı ve 2 bölümlük bir diziymiş.. çekim yılı da 1989. ben 8 yaşındayken.. internetten afişini bile buldum.. ama bu sanırım sinema tarihinin en berbat afişlerinden biri olarak tarihe geçebilir.. canım hafız yusuf efendinin ne abuk bir resmini koymuşlar öyle..


5 Mayıs 2009 Salı

Love!!!

Ne kadar doğru bir tespit :)) Aşk emek ister'in modern versiyonu..

Kaynak: www.omgthatrocks.com

1 Mayıs 2009 Cuma

1 Mayıs...


Yine uzun bir kütüphane mesaisi sonrası nihayet odamdayım.. Final tarihlerim belli oldu, "Allahım ben bütün bunları nasıl çalışıcam, nasıl yetiştiricem" derken disiplin abidesi arkadaşım Anna ile kendimize "highly ambitious" bir plan yaptık ve ben de bu planı tatbik etmek üzere kütüphaneye takılıyorum bir süredir.. Tek sosyalleşme olanağım da merdiven arasında yaptığım telefon görüşmeleri ve beraber kahve/yemek molası verdiğim arkadaşlarım..

Bugün kardeşimin doğumgünü.. nedense hep kendi yaşımı hesaplayıp "of ya yaşlanıyorum artık" falan diyorum da onu nedense hala küçük gibi düşünmüşüm.. bugün kutlamak için aradığımda "e sen kaç oldun şimdi" sorusuna aldığım "26 bitti" cevabına "neeeee" diye cevap vermemle etraftaki herkes bana baktı bi an..

annemlere hep kızardım küçükken.. çünkü kardeşimle her kavga ettiğimizde bana "sen ablasın, o daha küçük" derlerdi.. bu 5 yaşındayken de böyle oldu, 15 yaşındayken de.. artık bu laf mı içime işledi bilmem.. daha dün elleri ve ayaklarıyla kapılara tırmanan kardeşim bile 27 yaşına girmiş.. zaman ne kadar çabuk geçiyor.. ne zaman büyücez derken artık yaşlanmaya bile yüz tuttuk.. ne garip.. umarım 27 yaşı uğurlu gelir....

Tabi bir de bugün 1 mayıs.. henüz haberleri ayrıntılı okuma fırsatım olmadı ama yine sorunlu geçmiş.. maalesef bunu bir güç gösterisine çevirip ve inatlaşmayı sürdürdükçe hükümet, bu görüntüleri izlemeye devam edicez.. Ne tuhaf, insanlar eşit ve özgür bir ülkede yaşamak istediklerini bile dile getiremiyor bu ülkede.. aklıma geçen sene iş yerinde yaşadığımız bir olay geldi. biri 1 mayısınız kutlu olsun diyince beraber çalıştığımız insanlardan biri gayri ihtiyari "biz işçi miyiz ki" demişti.. sanki 1 mayıs sadece fabrikada çalışan işçiler için geçerli bir kavram.. biz steril ofislerimizde emeğimizi ortaya koyarak çalışmıyormuşuz gibi..

neyse tüm emekçilerin de günü kutlu olsun..