28 Mayıs 2010 Cuma

Ayakkabı bulamama sorunsalı


Hani derler ya kadınlar ayakkabı alışverişini çok sever, ne kadar ayakkabıları olursa olsun almaya devam ederler diye. İşte bu tespit benim için geçerli değil. Neden mi? Çünkü çok şekilsiz ayaklarım var da ondan.. Şimdi böyle deyince sanki 41 numara geniş ve taraklı ayaklarım var gibi düşünülüyor ama tam tersi..

Bir defa nerdeyse 175'lik boyuma rağmen ellerim ve ayaklarım küçücük benim. Nine West'te 6,5 giyiyorum mesela. Genelde 36,5-37ye karşılık geliyor. Bir de o kadar inceler ki.. tavşan ayağı gibi sanki hiç eni yok.. o yüzden giydiğim ayakkabıların hiç birinin içini dolduramıyorum. En son ne zaman açık bir ayakkabı giyebildim, hatırlamıyorum. Çünkü burnu açık ayakkabı giydiğimde(özellikle de topukluysa)bütün parmaklarım hop diye ucundan dışarı atlayıveriyor. Zaten topuklu ayakkabı giymek de zulüm, normalde bu koca bünyeyi taşımakta zorlanan minik ayaklarım topukluların üzerinde hepten şaşlıyor, iki adımdan birinde tökezliyorum.

Babet giysem yan taraflarından başluk kalıyor. Bir ayak daha sığar yani yanına.. O yüzden çoğunluk spor ayakkabıya ve eskaza bulursam yanlardan bol olmayan babetlere mahkumum.

Bu kadar kinlenmemin sebebi de günlerdir giyecek düzgün bir ayakkab bulamamam. İki gündür coventry ve birmingham'ın altını üstüne getirdim. Yok. Zaten burda 4 (37) numara bulmak çok zor. en çok 39-40lar var. Mevcutlar da olmuyor. En sonunda gittim Marks and Spencer'dan babaanne ayakkabısı gibi bişey aldım.

Mutlu muyum? Hayır.. Yine olsa alır mıydım? Mecburen :(

27 Mayıs 2010 Perşembe

Do You Want the Truth or Something Beautiful

Son zamanlarda dinlediğim en güzel şarkı..

25 Mayıs 2010 Salı

Trip Planning..


İlk başlarda bu gezi düzenleme, tatil programlama, otel bulma gibi işleri sevsem de üstüste çok defa yaptıktan sonra bir sıkıntı basıyor insana.. Normalde bu işleri de son zamana bırakmayı sevmem, fakat elim gitmiyor nedense bu defa.. ama artık ertelemeyi bırakmak gerek diyerek öğle saatlerinde oturdum bilgisayarın başına. şu ana kadar da büyük bir bölümünü de bitirdim sayılır. ellerime sağlık :)

Dr Mcdreamy'nin cumartesi günü İngiltereye gelecek olması nedeniyle küçük çaplı bir road trip yapmak istedik. İngilteredeki en belli başlı (Londra, Edinburgh, Oxford, Birmingham) yerleri görmüş olmamız nedeniyle bu defa bu çevrede benim de henüz göremediğim Kenilworth, Warwickshire gibi yerlere ve güneybatıya Gallere uzanmaya karar verdik.

Tren biletlerinin pahalı olması ve otobüs yolculuğunun uzun sürmesi nedeniyle araba kiralamayı düşünüyoruz. Tek sıkıntımız trafiğin yönü tabi ki!! ben iki senedir karşıdan karşıya geçmeye henüz alışabilmişken ters yöne akan trafikte araba kullanmaya henüz cesaret edemesem de bu gibi konularda Mcdreamy'nin kabiliyetine güveniyorum. İnsan yine yolun ters tarafında kullanmaya bir süre sonra alışır da sol elle vites nasıl idare edilir bilemiyorum. Umarım otamatik vites ve gps alternatifi olan bir yer bulacağız.

Gezimizin temel noktaları daha önce bahsettiğim Kenilwoth ve Warwichshire; benim İngiltere'ye geldiğim ilk hafta gittiğim Shakespeare'in kasabası Stratford-upon-avon; Galler'in başkenti Cardiff; liman kenti Bristol; hamamlarıyla ünlü aynı zamanda Jane Austen'in memleketi Bath, ve dünyaca ünlü ama hakkındaki yorumları oldukça kötü olan Stonehenge. Bir günümüzü yine Londra'ya ve zamanımız yeter ve de çok yorgun olmazsak bir günü de Robin Hood'un memleketi Nottingham'a ayırmak istiyoruz.

Otel rezervasyonları yapıldı, Araba işi -hopefully- sorunsuz bir şekilde hallolacak. Londra için tren bileti alındı. Çevre gezileri için otobüsler ayarlandı. Şimdi dr'un ingiltereye gelişini beklemek kaldı..

Şimdilik resimler internetten. ama gezip gördükten sonra kendi çektiklerimi paylaşabileceğim umarım..

resimler soldan itibaren: Stratford-upon-avon, robin hood statue in nott's, bath, stonehenge, warwick castle, cardiff.

8 Mayıs 2010 Cumartesi

UK vs TR

Belki haberiniz vardır (of ya da yoktur nerden olacak? hürriyette fln seksi resimlerine tıklayınız haberlerinden fırsat kalmıyor ki gerçek haber almaya) ingilterede seçimler vardı bu hafta sonu.

ben de seçimlerden önceki pazartesi döndüm. yani seçimden önceki yoğunluğun en çok olması gereken günler. ama etrafta ne bayraklar vardı ne parti flamaları. ne duvarlar binalar ve ağaçlar adayların resimleriyle bezenmişti, ne de sürekli "gö-zün ay-dın tür-k-iyeeee ak güver-cin geli-yor" ya da "hayyyydi şimdi bütün oyylaaar anaaap'a" diye bağıran seçim otobüsleri.. seçime ilişkin tek gördüğüm şey kocaman bir billboard'da asılı yemek masasına oturmuş bir aile resmi, resmin üzerinde de bizim sorunlarımızı en iyi labour party anlar gibi birşey yazıyordu. (zaten bulunduğum şehirde de labour party almış en çok oyu) tabi biz ülke olarak ingilizlerden çok zengin olduğumuz için böyle bayrağa postere çöpe dökecek çok paramız var. demokratiklik konusunda da kuş kondurmayı pek severiz..

Bu arada belki yine duymuşsunuzdur, şu anki (yani seçimden önce ve koalisyon kuruluncaya kadar) başbakan olan Gordon Brown kendisine şikayetlerde bulunan bir yerel yönetim adayının ardından yaka mikrofonu açıkken "bigoted" (fanatik, toleranssız gibi bişey) dediği için-ve tabi bu duyulduğuiçin- sonrasında kadının evine gidip özür dilemiş. Bizde de Erdoğan ya da Arınç gidip özür dilemişlerdi değil mi hakaret ettikleri seçmenlerden..
hı hı evet..

Günün özlü sözü: Her toplum, layık olduğu şekilde yönetilir. (Montesquieu)

2 Mayıs 2010 Pazar

her güzel şey bitermiş..

Bir Paskalya tatilinin daha sonuna geldik.. yarın sabah yine ingiltere yolcusuyum..
şimdi bbc'den baktım. coventry'de hava yarın 12 derece ve sağanak yağışlı.. ben tam bahar moduna girmişken yapılır mı şimdi bu??