20 Mart 2010 Cumartesi

Hazırlanmış bir yere gidiyor gibiyim..


işte özlemle beklenen gün geldi sayılır.. şu h.sonunu da bir atlatabilirsem pzt akşamı ankaradayım.. şimdiden bavulum yapıldı. sanıyorum 30 kiloyu aştım yine. of ben bunu nasıl tren istasyonuna kadar taşıycam diyorum ama bir yandan da içine doldurup duruyorum birşeyler..

ing.de öğrenci olmanın kötü yanı ne deseniz bin tane şey sayabilirim size. (mesela sadece hava hakkında saatlerce konuşabilirim.. zaten burda insanlar havadan başka birşeyden bahsetmiyor..) ama en güzel yanı tatillerinin çok olması. burda bir akademik yıl yüksek lisans öğrencileri için 4 dönem sürüyor. ilk dönemden sonra bir aylık bir noel tatili, ikinci dönemden sonra yine bir aylık paskalya tatili var. benim paskalya tatili sonrası sınavlarım öncesi iki hafta daha boşluğum olduğu için altı hafta süreyle ank.dan bildireceğim. tabi ank.da olmak boş oturacağım anlamına gelmiyor. yine ders yine ders.

bu arada taşınma tarihimiz de belli oldu, perşembe günü sabah 8de gelicekmiş nakliye şirketindekiler. aman allahım nasıl profesyoneller, expertise için gezmeler, binaya dışarıdan asansör kurmalar, avizelere kadar herşeyi çıkarmalar, siz hiçbir şeye dokunmayın, biz toplayıp yerleştiricez falanlar.. biz daha öncekinden deneyimli olduğumuz için biraz titizlendik bu konuda.. daha önce henüz bir senelik buzdolabımız üzerinde üç tane göçük açıp krem rengi koltuklarımını çamura bulamayı beceren nakliyecileri anıyoruz hala ara ara.. tabi ben yine elin adamları eşyalarımı kurcalamsın diye köle ısaura mode:on'a geçerim ama olsun..

neyse umuyorum bu defa sorunsuz taşınırız. tabi ing.de olduğum için henüz halledemediğim işleri de bir an önce aradan çıkarmam gerek. avize seçicem daha.. siteler bizi bekle geliyoruz..

bu arada sipariş verdiğimiz kitaplık/çalışma odası da takılmış/yerleştirilmiş. henüz göremedim ama meraktan ölmek üzereyim.. bloga çalışma odası aratıp gelen o kadar çok insan var ki kendiminkini de resimleyip koyucam inşallah.

tabi tüm bunlara kadar öncelikle bitirmem gereken şey lanet ekonometri projem. konum: the effect of central bank transparency and inflation targeting on private sector expectations: the case of turkey.. sanıyorum çocuk doğursam bu kadar sıkıntı çekmezdim. umarım ortaya çıkan şey birşeye benzer. tek umudum o :(

15 Mart 2010 Pazartesi

Black and White Party @ the Tower


İngilteredeki hayatımı yazıp da düzenlediğimiz çılgın partiyi atlamak olmaz..

Daha önce de bahsetmiştim, evdeki genç nüsufun ısrarları üzerine bir parti düzenleme işine giriştik..Hemen Facebookta bir grup kuruldu, admin'ler olarak arkadaşlarımını davet ettik. partimizin teması "siyah beyaz"dı. ^Herkese siyah ve/veya beyaz giymeleri konusunda ricada bulunuldu. Yalnız herkes o kadar ciddiye almış ki durumu bir sürü insandan mesaj geldi. "Benim siyah pantolonum yok, jean ve siyah t-shirt giysem olur mu" diyen, ya da "Bir tek karate elbiselerim var onlarla gelsem olur mu" diyen.. Onların hepsine "nasıl giyinirsen giyin yine gel" dedik ve başladık beklemeye. yaklaşık 200 kişi çağırılmıştı (facebook aracılığıyla görebiliyorum davetli sayısını, yoksa oturup saymadım tabi ki) Allahtan o gece bizim bölümün düzenlediği "economics summit"in gala yemeği vardı da katılımcı sayısı sadece :)) 100'le sınırlı kaldı..

O gün Helen (Bölüm arkadaşlarım Irish chic taktılar adını) bütün gün evi temizledi. Tescodan gelen siparişleri yerleştirdi, bir sürü siyah-beyaz balon şişirdi. Evin dışı da dahil olmak üzere onları her yere astı/dağıttı. Evi düzenledi. Çünkü işleri pre-party ve after-part cleaning olarak paylaşmıştık.

Yaşanan iki aksilik dışında gayet eğlenceli geçti. Korktuğumuz gibi kapıya polis dayanmadı, onun yerine birisi içip içip bayılınca ve bir saat boyunca ayıltılamayınca ambülans çağırıldı sabahın 4ünde.. Bir de daha parti yeni yeni başlamışken hintli bi kız salonda kustu :) onun davet eden arkadaş kibarca taksiye bindirip kızı postaladı..

Tabi bu kadar sapıtılan bir ortamda tek ayık olmak bir açıdan iyi -insanlara bak bak gül- bir açıdan kötü -bu ev nasıl temizlenicek endişesi taşıyan tek kişi bendim. ama korktuğumuz kadar olmadı, bunun üzerine mayıs sonu haziran başı gibi bir yaz partisi düzenlenme kararı alındı :)

parti öncesi her yer temiz herşey düzenliyken:



ev arkadaşlarım & me. bu arada bu oda da bizim yemek odamız, tam bir ingiliz evi, iğrenç yeşil duvar kağıdı, çiçekli perdeler ve kocama altın rengi bir avize..

during the party (ilk resim koridor, buraya kadar doluydu ev. ikinci resimde buzdolabında yer kalmadığı için kara yatırılmış kolalara dikkat)


after party cleaning (bu arada şişeleri toplayan kim tanımıyorum :))



7 Mart 2010 Pazar

Beautiful Day in London with Girls!!




Of yazamadım kaç gündür.. şu ekonometri projesi çok feci canımı sıkmakta.. günlerdir en küçük bir mesafe alamadım.. neyse konu o değil..
dün en sevgili arkadaşım d'nin londraya gelmesini fırsat bularak sabah erken saatlerde londraya gittim.. aman tanrım, londra güneşli olabiliyormuş.. ilk defa masmavi bir gökyüzü ve güneş.. nasıl güzeldi.. bir de sabahın bir köründe trafalgar meydanı müthişti.. tek tük turistler.. nasıl bir sakinlik.. zaten bir şehri gerçek anlamda görmek için ya sabahın köründe ya da gece geç saatte görmek gerekiyor.. bütün kalabalıktan ve turist güruhundan uzak..
sabah kahvaltımızı trafalgardaki kafelerden birinde yaptık. daha sonra alışveriş için oxford street'e gittik, bütün gün o mağaza senin bu mağaza benim gezdik. (bu arada oxford str.deki mango bir harika.. saatler geçirebilirdik orda.. ank.daki en büyük mangonun sanırım 2 katı büyüklüğünde.) akşam üzeri ise covent garden'a gittik. yine çılgın kalabalıktı. tabi cts olunca her zamanki kalabalık katmerlenmişti.. ufak tefek gösteri yapanlar, sarhoşlar, pazardan alışveriş yapmaya çalışanlar vs.. bir kaç pub'a kalabalık nedeniyle giremesek de en sonunda çok şeker bir yer bulduk kendimize.. fish&chips ve bira yaptık.. bu sayede ben de coventry dışında bir yaşam olduğunu görmüş oldum bir kere daha..
şimdilik bu kadar.. işte bunlar da resimler..

covent garden
covent gardenda bir mağaza vitrini.. adını unuttum şimdi, ama vitrini eski dikiş makineleriyle doldurmuşlardı, pek nostaljikti..
trafalgar
tamam hava güzel dediyse bu hiç bulut görmeyeceğimiz anlamına gelmiyor, olsun buna da şükür..