31 Ocak 2010 Pazar

Kısa Kısa vol. unknown

- Yine pazar, yine depresyon, yine yetiştirilememiş işler, yine heba edilmiş bir hafta sonu..

- İngilterenin havası gerçekten benden dengesiz, öğlen kar yağdı, öğleden sonra güneş çıktı.. şimdi dışarısı ayaz..

- salı günü eve gidiyorum ben.. çok sevinçliyim.. tek sevmediğim yanı uçmak.. artık nefret ediyorum uçmaktan.. thy'den daha da nefret ediyorum.. hele yemek servisi sırasında bütün uçağı yemek kokusu basmıyor mu, kusacak gibi oluyoum.. kötü makyajlı kaba hosteslerinden de nefret ediyorum.. aslında onlara kızamıyorum. bir kaç defa iç hat uçuşlarında salyalı amcaların nasıl yazdıklarını gördükten sonra bence genel olarak kibar bile sayılabilirler..

-atatürk havaalanından daha da nefret ediyorum.. of ne var keşke lufthansa azıcık ucuz olsa da münih aktarmalı gitsem? münihe bayıldığımdan değil, ama havaalanı daha küçük ve çok daha sakin..

-ankara nasıl bir başkent ki doğru düzgün dış hat uçuşu yok? ben her defasında neden ist.a gitmek zorundayım??

-bir de şu yurt dışı çıkış harcı denen şeye de illet oluyorum.. ben bayıldığımdan çıkmıyorum, neden her defasında devlete para ödüyorum ülke dışına gidiyorum diye??? 15 lira da olsa çok gereksiz...

-apandist olmuş olabilirim.. korkuyorum.. aslında iştahsızlık yapması lazımmış ama dr mcdreamy bu semptomun türklerde çok tutmadığını söylüyor :) hatta apandist hastaları hastaneye gelirken atatürk orman çiftliğinde döner yiyip öyle gelir diye bir tespiti bile var.. yani bu durumda ben de az önce yarım paket tortilla chips yemiş olmama rağmen apandist olabilirim..

-saçımı boyamam lazım.. yurtdışında yaşamanın gıcıklıklarından biri rahat rahat kuaföre gidememek.. korkuyorum kuaför beni de coventry kızları gibi sluty yapar die..

- bu akşam ev arkadaşlarıma tatlı yapayım dedim.. o da uyduruk yalancı tavuk göğsü, ki onu da 15 yaşımdan beri bin defa yaptığım için gözüm kapalı bile yapacağımı düşünürdüm.. ta ki bugün içine şeker koymayı unutana kadar.. olsun ama altına bisküvileri dizip, üzerine cevizi ve çikolata sosunu bastıktan sonra pek bi afiyetle yediler..

-bu arada 3 hafta sonra evde bir parti düzenliyoruz. portekizlinin başının altından çıktı.. irlandalı olaya atladı, bu dönem sosyal olmaya karar veren avusturyalı pek memnun oldu.. yunanlı ve ingilizden henüz ses çıkmadı.. herkes tanıdığı herkesi çağırıcakmış.. konsept bu.. en son "estimation"larımıza göre 200 kişi (evet iki yüz !!) davet edilicek.. allahım ne olur kimse gelmesin.. kimseyle uğraşıcak halim yok... ay bi de delirmişler galiba akşam 9 sabah 9 yapalım diyolar.. valla geçen gün boots'tan aldığım kulak tıkaçlarımı takarım. millet eğlensin ben çıkar uyurum yukarıda..

- of benim ekonometri problem seti yapmam gerekiyodu di me yarına..

30 Ocak 2010 Cumartesi

29 Ocak 2010 Cuma

Afrika Nasıl Kurtulur?


Bu akşamdan beri cebelleştiğim makalenin konusu bu.. Bu dönem bir değişiklik yapıp kalkınma iktisadı gibi bir ders almaya kalktım.. Sürekli bir şeyler okumam gerekiyor, bu bir açıdan iyi tabi-bir sürü ilginç şey öğreniyorum. diğer yandan da çok oyalayıcı.. ve de Lucas'ın dediği gibi "Once you start thinking about growth, you can hardly think of something else" Bu akşam okuduğum makale de dünyanın gidişatı konusundaki kaygılarımı daha da artırdı. 1960-2004 yılları arasında Afrikaya giden yardım miktarı 714 milyar dolar!!! dudak uçuklatıcı bir rakam.. ama kalkınma ve ekonomik büyüme yerinde sayıyor. üzerine hastalık, açlık, cehalet, AIDS.. ve neden sonuç ilşkisi karmakarışık. afrika ülkeleri sağlık ve eğitime yatırım yapamadıkları için ve yeterince birikim ve yatırım (investment) yapamadığı için mi gelişemiyor? yoksa gelişemediği için mi bunları yapamıyor? örneğin yaşam kalitesi ve yaşam beklentisi bu kadar düşükken pek tabi ki kimse birikim yapmıyor gelecek için ve yatırımlar düşük kalıyor, ya da insanlar üniversiteye gidip doktora yapmıyor mesela..

Peki afrika'yı bıraktık da, türkiye nasıl kalkınır? üç çocuk yaparak değil her halde.. ülke olarak yaş ortalamamız zaten 30un altında, çoğu istihdam edilemiyor, genç nüfusta işsizlik oranı sanıyorum %25 civarında (4 geçten biri işsiz!!). bu durumda çocuk yapmak ancak niteliksiz iş gücü konusunda çin ve hindistanla olmasa da benzer ülkelerle rekabetimizi artırır. nitelikli iş gücü içinse düzgün bir eğitim sistemi şart..özellikle yurtdışında okumaya başladıktan sonra eğitim konusunda çooooookkk fırın ekmek yememiz gerektiği gerçeği bir tokat gibi çarptı suratıma.. bu konunun ayrıntıları da belki daha sonraya..

foto: sxc.hu

22 Ocak 2010 Cuma

London Time!!!

Londrayı bundan yaklaşık beş sene önce ilk gördüğümde neredesye aşık olmuştum. bana çok karakteristik ve farklı gelmişti.. ama bir şehri güzel yapan anladım ki beraber paylaşılan kişiymiş.. londra bu defa dr mcdreamy ile birlikte gidince çok daha güzeldi.. şehrin güzelliğine bir de noel için yapılan hazırlıkların güzelliği eklenince eksi bilmem kaç derecelere varan soğuğa ve çılgınlar gibi yağan kara rağmen londra sokaklarını arşınlamak müthiş zevkliydi..
işte bizim objektifimizden londra..

Hyde park'ta noel nedeniyle kocaman bir panayır kurulmuştu, çılgın soğuğa rağmen ingilizler çoluk çocuk doluşmuşlardı yine de.. ikinci foto piccadilly circus, ünlü eros heykelini kar küresine çevirmişlerdi. üçüncü foto adını unuttuğum bir alışveriş merkezi, piccadilly streeti regent streete bağlıyor. dördüncü resim ise karlar altında buckingham sarayı..

ilk resim wetminster abbey, taa 11. yüzyılda kurulmuş devasa bir kilise. 2. tabi ki big ben, 3. london eye - ki biz de bindik, şiddetle tavsiye olunur.. çok keyifliydi, 4. resim london bridge, aslında burada bir exhibition var. ama biz tower of london'ı gezerken o kadar yorulmuştuk ki sadece dışarıdan bakmakla yetindik..

1-2 st paul's cathedral, 3. tekrar london bridge, 4. ortada komik swiss re building olmak üzere modern londra..


bunlar da london eye'dan gece manzarası -- london by night :)

19 Ocak 2010 Salı

Başka Dilde Aşk

Bahsedecektim unutuyorum hep.. izlemediyseniz ve hala oynuyorsa bir yerlerde izleyin.. yoksa dvd'si çıkınca bulun buluşturun izleyin.. pişman olamayacaksınız..

17 Ocak 2010 Pazar

Çalışma Odası Dekorasyonu



Sınavlarımın bitmiş olması, pazartesiye kadar (yarın yani) bol olmam ve yapmam gereken süreli bir şey olmaması dolayısıyla iyice sermiş durumdayım. sabahtan akşama kadar kitap okuyup, dizi ya da film izleyip, internette takılıp duruyorum. mart sonunda yeni evimize taşınacak olmak ve evdeki bazı şeylerde değişiklik yapmayı planlamam nedeniyle internette geçirdiğim vaktin çoğunu dekorasyon bloglarına/sitelerine vs bakarak geçiriyorum. bir yandan da elimin altında bir ikea kataloğu.. gerçi ank.da ikea yok ama belki bir fikir verir diye ara ara karşıtırıyorum sayfalarını..

şimdi derdim şu ki, bir şekilde mevcut evimizde ihtiyaç dahilinde alınmış ve maksimum eklektik yapıdaki çalışma odası düzenini tamamen baştan kurmak. en büyük kısıtım yeni odanın oldukça küçük olması, buna rağmen evde onlarca kitap olması. internette dolaşırken gördüm ki gösterilen örneklerdeki kitaplıklar ya milli kütüphaneyi andırır cinsten.. ya da kitaplık denen şeye 3 kitap beş çerçeve bir iki vazo ve bolca dekoratif kutu konmuş, kitaplık kitaplık olmaktan çıkmış..
işte bu post bu konuda görsel arayan kişiler için benim çektiğim sıkıntıları çekmesinler diye derlenmiş görsellerden oluşmaktadır.

bu arada da benim istediğim özellikler listesi:
1. L şeklinde, orta kısmı dikdörtgen değil de oval olan beyaz metal ayaklı ferah bir çalışma masası (dr ve benim aynı anda sırt sırta oturabilmemiz için, aksi halde ikimizin de dikkati dağılıyor, sohbet etmeye başlıyoruz)
2. büyük beyaz bir kitaplık, ama onu gerçekten de milli kütüphanedeki raf havasından çıkarmak için ne yapabilirim onu arıyorum.
3. kitaplık dışında tercihen iki katlı ve muhtemelen buzlu camdan (hatta biraz desenli olsa ne süper olur) kapıları olan konsolumsu bir şey
4. bu konsolun üzerinde bir kaç raf

şimdi gelelim görsellere:

fazla sevimli olmaya çalışmış ama bi şey eksik, sanki 80lerden kalmış gibi, değil mi??

bu kutu fikrini sevdim, ama duvar rengi??? not sure..

bu çok sevimli ama bu kitaplık değil vitrin gibi bir şey, bunun daha büyük bir versiyonu kitaplık yapılabilir ama yaklaşık 300 kitabı yerleştirince bu kadar sevimli görünmeye devam edebilir mi??

kitaplar insanın üzerine üzerine geliyor..

en uygulanabilir bu göründü şimdilik gözüme.. halen biraz dağınık görünse de biraz düzenlemeyle güzel bi şey çıkabilir sanki burdan..

bu tam türk işi bir mobilyacı tasarımı belli.. yok ben almayayım :(


bu üçünde renkler çok güzel, amaişlev???

bundan da sağdaki konsolumsu dolap fikrini ve rafları tuttum.. böyle bir şey istiyorum..


bunun böyle devasa ve dikey olanınımı yaptırsam?

bunda da asimetrik raf sıralanışını sevdim.. daha eğlenceli görünüyor

bu da nasıl bir şey istemediğim :)

bunun da tavana kadar olması enteresan ama çok mu boğucu olur acaba küçük odada???

evet kendi kendine konuşma şeklinde olan bir postun daha sonuna geldik.. kaynaklara gelince beğendiğim şeyleri genelde kaynaksız kaydetmişim ama muhtemelen:



EDIT: Enteresan bir şekilde bu bloga sık sık "çalışma odası dekorasyonu" vs diye google'dan aratanlar düşüyor. Ben maalesef Ankara'nın meşhur siteler esnafından birine kazıklanarak hayallerimden çok uzak bir modele dünya para saydım ve hala internetten dekorasyon önerilerine bakıyorum. ilk fırsatta değiştirmek var aklımda çünkü. bu arayışlarım sırasında şu iki siteye denk geldim. kamu yararına blogun ziyaretçileri ile paylaşıyorum:


14 Ocak 2010 Perşembe

Her yerde kar var!

ben burda olurum da ingiltere son 30 yılın en soğuk kışını yaşamaz olur mu?? neyse bu kadar kar görmeyeli baya olmuştu.. (gerçi resim yanıltıcı olmasın, yarıdan çoğu eridi..) bu sene gulf stream (ki kendisi ing.de iklimin nispeten ılıman olmasını sağlıyor-muş) daha kuzeye grönland tarafına gitmiş.. grönlandlılar ısınırken biz kar manzarası izleyelim.. :)

13 Ocak 2010 Çarşamba

Edinburgh

Evet en sonunda sınavlarımı bitirmiş olmanın huzuruyla bilgisayar başına geçebilirim.. Noel tatilinde istediğim verimi alamadan çalışmamın neticesinde pek bir gergin girdiğim sınavlarda yine dört ayak üzerine düştüm sanırım.. Dün akşam son dakika paniği ile sadece bir tane konuyu adam akıllı tekrar edebilmiştim. Sabah sınava girmeden önce de Anna'ya "if today is my day, there will be a question on staggered price setting" dedim ve gerçekten gün benim günüm oldu. istediğim konudan istediğim formatta çıkan soruya istediğim cevabı verdikten diğer soruya da allah ne verdiyse yazdıktan sonra bir kuş kadar özgürüm.. pztye kadar..

şimdi uzun zamandır aklımda olan ve fırsat bulamadığım için ertelediğim Edinburgh postuna başlayabilirim. (bu arada amerikan ingilizcesi olduğu gibi edinbörg gibi değil de edinburo gibi okunuyor-muş) Doktorun buraya gelmesiyle başladığımız küçük çaplı ingiltere turunda ikinci gittiğimiz yer Edinburgh oldu. Edinburgh Birleşik Krallığın kuzeyinde, aslen İskoçya'da hatta İskoçyanın başkenti. Biz Birmingham'dan uçak ile yaklaşık bir saat on beş dakika ulaştık. Trenle ulaşım hem uzun sürecekti hem de uçaktan pahalıydı.. Bmi baby sağolsun.. Edinburgha indiğimizde saat 8 buçuktu ve hava karanlıktı, aydınlanması nerdeyse 9 buçuğu buldu.. (kışın kuzeyde olmanın faziletleri) Ertesi akşam döneceğimiz için her yeri en ince ayrıntısına kadar göremesek de Edinburgh'un tamamına vakıf olabildik sanıyorum.. Kışın gitmenin eksisi havanın inanılmaz soğuk olması, artısı ise özellikle otel fiyatlarının daha makul olması ve turist sayısının nispeten az olmasıydı. işte birazcık edinburgh..

sırasıyla edinburgh manzarası, holyrood castle (mary queen of scots burda yaşamış), holyrood abbey, ve adam smithin mezarı


kilt, scotch desenli battaniyeler, kaşmir atkılar ve hediyelik eşya satan bir dükkan, scott monument, edinburgh castle'dan edinburgh manzarası ve kalenin içi


otelimiz (radisson, sarı aracın yanındaki yer) ve otelimizin bulunduğu cadde

Başımıza gelen hem komik hem sinir bozucu olaysa şöyle yaşandı.. vardığımız gün öğlen saatlerinde karnımız acıktı hem de çok üşüdük. yemek yemek için bir yer ararken o kadar cafenin restoranın içinde gözümüze minik bir güya italyan restoranı çarptı. kuytu köşede bir yerdi bir de, basiretimiz bağlanmış demek ki.. içeri girdik, mekan sahibi menüyü getirdi.. baktık bir şeylere karar verdik.. bu arada duvardaki boardda da yemekler yazıyor, turkish meatballs, greek mousakka, italian ravioli vs diye.. adama siparişleri verdik, bu arada kendi aramızda tabi ki türkçe konuşuyoruz, hatta adam siparişlerimiz aldıktan sonra dr ile aramızda nereli acaba diye konuşuyoruz, ben kesin iskoç diyorum, dr yunan bence diyor. mekan sahibi biraz sonra gelip bize merhaba dedi, meğer türkmüş.. yani koca edinburghda da bula bula bir türk restoranı bulmuşuz, o da güya akdeniz yemekleri yaptığını iddia ediyor. ama bizce olabilecek en berbat yemeklerdi.. soğuk olduğu için çorba söylemiştik.. çorbalar soğuk ve katıydı, benim burgerimin köftesi ve dr'n felafelleri yanıktı vs.. sağolsun ısıtma denen bi şey yok içerisi buz gibi.. insan allahın edinburghunda gördüğü türke de istediği gibi çemkiremiyor tabi bu ne diye.. neyse açlıktan olsa gerek yedik yemeklerimiz, bir de üzerine 20 poundcuk (50 tl gibi bir şey yapıyor) baya yüklü bir hesap ödedik.. türkiyede de bunu kime anlatsak ee türk işte ancak o kadar olur dediler.. neden böyle bir reputationımız var?? kendi gözümüzde bile.. üzücü gerçekten..

11 Ocak 2010 Pazartesi

Made for another world

http://weheartit.com/

Saat 6:30

evet saat 6:30.. iki gündür sabahları kalktığım saat.. ondan önceki gün de 5 buçukta kalktım uçağa yetişmek için.. son iki gündür ders çalışmak için hava daha kararmadan uyanıyorum daha doğrusu sürüklenerek yataktan kalkıp çalışma masasına oturuyorum.. burada hava saat 8den sonra aydınlanıyor.. yani gün ışıyana kadar ben nerdeyse iki saattir ayakta ve artık acıkmış oluyorum..
bu hafta iki tane çok önemli sınavım var.. benim için hayat mamat meselesi gibi.. ve de ilk sınavıma 48 saatten az kaldı..
neyse sabah 6 buçuktan beri masa başındayım, omuzlarım çöktü, belim ağrıyor.. kafam kazan gibi.. ve hala yapmam gereken bir sürü şey var.. çalıştığım modellerin, ezberlediğim formüllerin, okuduğum makalelerin hiç biri yok aklımda.. sabahtan beri yemek ve tuvalet gibi zaruri ihtiyaçlar dışında kalkmadım masa başından.. şu anda uykusuzluktan bayılmak üzereyim.. yatsam stresten uyuyamam, çalışayım desem uykusuzluktan çalışamam..
bütün dönem boyunca nerdeyse her gün çalıştım.. tamam noel tatilinde biraz serdim ama bu kadar emeğimin karşılığı olmalı değil mi..
geçer miyim acaba???
offf, çok yorgunum...