25 Kasım 2009 Çarşamba

Eksik Bir Şey Var..


Biliyorum blogu sadece yakınmak ve depresyonumun bir ifadesi olarak kullanıyorum çoğu zaman.. ama gerçekten de hayatımın en kötü olmasa da (maalesef daha kötülerini görmüştüm) en bayık zamanlarını yaşıyorum..

geçen seneki sosyal çevremden eser yok.. arkadaşlarımın büyük çoğunluğu dünyanın muhtelif yerlerindeki evlerine yol aldılar.. ben hala coventry'yi bekliyorum.. ve dersler öylece hücum edince günkerimi sadece ve sadece ders çalışmakla geçiriyorum.

ve de bu sene bölümdeki bütün arkadaşlarım ing tabiriyle overly ambitious, tr tabiri ile aşırı dozda inek oldukları için; her hafta onlarca makale okumak zorunda olduğum için; gereksiz şeyleri hatırlamakta üzerime kimseyi tanımayan ben en gerekli şeyleri (mesela formülleri, modelleri, makalelerin konularını) unutmakta herkesle yarıştığım için; hergün anahtarlarımı ve otobüs kartımı kaybedip sonra tekrar bulduğum için; ya geçemezsem sınıfı kalırsam diye tasalandığım için; ve aklım hep ank.da olduğu için pek de mutlu değilim açıkçası..

bunların dışında son günlerin gündemi ve beni yegane mutlu eden şey dr'un aralık başı gibi nihayet ing.ye gelecek olması.. vize başvurusunu yaptık (ki nefret edilesi bir süreç), uçak biletlerini tarihlerini yanlış (!) da olsa aldık... Bu yanlış bilet konusu şimdiden başımı feci ağrıtmış durumda.. ilk olarak karşılıklı bir iletişim sorunu nedeniyle onun tr'ye dönüş tarihini (ki benim onunla tr'ye gidiş tarihim oluyor) yanlış anlamışım.. bileti ona göre aldım.. bi de üzerine kendi dönüş tarihimi de nasıl olduysa yanlış işaretlemişim internette işlem yaparken.. onu düzeltmek (ve tabi üzerine 50 pound bilet değiştirme masrafını ödemek) üzere birmingham havaalanına doğru küçük çaplı bir yolculuk yaptım bugün.. ama nasıl bir mantıksa çarşamba günleri kapalıymış ofis.. (buradan duymayacak olsalar da thy birmingham ofisindekilere de teessüflerimi bildiriyorum, cuma sabah gittiğimde hesabını sorucam, neden bir insan çarş güneri tatil yapar diye) tıpış tıpış geri döndüm tabi..

sonra trende geri dönerken aklıma küçükken okuduğum bir kitap geldi.. kitap polyannaydı, ilginç bir şey değil yani.. ama kapağında çok güzel çizilmiş bir kadın resmi vardı. sarı saçları topuz yapılmış, bol sürmeli mavi gözlü. saks mavisi de bir gömleği vardı sanırım.. diğer polyanna kitaplarından farklı olarak bu kitap polyannanın büyüyüp de evli olduğu zamanları anlatıyordu. kızımız ilk kitaplarda geçen bir çocukla evlenmiş ve başka bir şehre taşınmış. yine sürekli mutlu olmaya çalışıyor, her olayın olumlu yanını görüyor ve canın sıkılınca da evde dolaptaki gümüşlerini parlatıyordu.. dolabımda parlatacak gümüşlerim olmasa da bir ferahlık olsun diye gelir gelmez çamaşırları makinaya attım.. :)

sonra da hayatta bu tip gereksiz işler konusunda işlerim genelde yolunda gitmese de, olay önemli işlere geldiğinde (aile, eş, arkadaşlar, iş vs) ne kadar şanslı bir insan olduğumu düşündüm..

kendi çapımda polyannacılık oynadım yani..

şu aralar gündemimde salı gününe kadar okumam gereken yüzlerce sayfa makale, sonra da dr buraya geldiğinde neler yapacağımızı planlamak var.. aklımdan geçenler londra, edinburgh, oxford şimdilik.. şimdi oteller ayarlanacak, tren biletleri bulunacak vs.. bu arada londra noel öncesi çılgınlar gibi kalabalık olucak (bu arada özellikle fransızlar poundun değer kaybetmesi nedeniyle buraya geliyor alışverişe). edinburgh'de de soğuktan donucaz ama olsun..bu tatil ikinci balayımız gibi olsun istiyorum.. bakalım nasıl olucak??


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder