26 Eylül 2009 Cumartesi

Ursula in Coventry: Season 2 Episode 1, The New House


Türkiye'deyken pek bi ihmal ettiğim bloguma İngiltere'ye gelmemin ikinci günü koşa koşa yazı yazmam enteresan mı ya da bendeki yazma sevgisi temel olarak yalnızlıktan mı kaynaklanıyor?

Dün bu soğuk adaya tekrar ayak bastım, havaalanından bir taksiye atlayarak yeni evime ulaştım. Ev hatırladığımdan daha büyük, odam da.. Şu anda yaşadığım en büyük sorun odamın inanılmaz derece soğuk olması.. Geçen sene kampüste yaşadığım ve tüm işler accommodation tarafından halledildiği için gelir gelmez kampüs dışında yaşamanın da zorluklarıyla tanışmış oldum. Odada yatak ve dolap haricinde bi eşya yok. Dünden beri sürekli marketlerde, dükkanlarda yastık, yorgan, tabak-çanak, banyoya paspas, temizlik eşyası vs vs alışverişiyle uğraşmaktan yorgun düştüm. Ev arkadaşlarımdan biri bana bu tip şeyleri alabileceğim bir yer tavsiye etti. Ben de ilk iş atlayıp gittim ve yine onun tavsiyesine uyarak bi kaz tüyü yorgan aldım. Ama o ne fena bişeymiş, gece kokusundan uyuyamadım.. Allahtan onun tavsiyesine uyup yastığımı da kaz tüyü almamışım. Sabahtan beri havalandırıyorum camın önünde kokusu geçer umuduyla.. sanki üzerime sinmiş gibi geliyor kokusu pijamalarım bile kaz kaz kokuyor :)

Onun dışında kampüs dışına taşınmak İngilterede yaşıyor olduğumu daha çok hissettiriyor, sürekli otobüse binmek, kampüste tüm öğrencilerle değil de burada yaşayan insanlarla alışveriş yapmak, camdan dışarı baktığımda yürüyüş yapan ingilizleri görmek bi yandan da kampüste ne kadar izole bir ortamda yaşadığımı da gösterdi bana..

Ama yine de şu anda evimden ve dr'dan kilometrelerce uzakta olma fikrinden nefret ediyorum. Bazen öyle doluyorum ki buraya geldiğime lanet okuyorum. Diğer yandan da zamanın bu kadar hızlı geçmesi eve temelli döneceğim zamanın da çabuk geleceğini gösteriyor. Bir an önce dersler başlasın, ben yine onlara kapılayım, günler haftalar ben farkında olmadan geçsin, eylül gelsin ve ben eski hayatıma kavuşayım istiyorum..


3 yorum:

  1. Bloğuna şöyle bir göz attım..çok fazla yorum yok..sanırım Akçakocayı ve Londrayı bilen ve yelpazenin uçlarında keskin dönüşlerle gezebilen çok fazla insan yok...

    Here you go..

    Londra dünyanın en keyifli şehirlerinden birisi...çünkü aradığın her şeyi bir şehirde bulabiliyorsun..tarih,doğa,gece hayatı,mimari,entellektüel yaşam..hepsi bir arada...
    ve yaşam yeni süprizlere sürekli gebe..bunu sıradan bir pubda hiç tahmin etmediğin insanlarla karşılaştığında farkediyorsun..
    Ancak bir kusuru var londranın..sanırım dünyanın en çok yalnız insanı orada yaşıyor..belki çok fazla göçmenin orada yaşaması buna sebep..belki her sokak kamera ile izlenmesine karşın insanlar hala kendini güvende hissetmiyor..belki yaşam şartlarının zor olması insanları bencil ve yalnız yapıyor..belki de benim hala anlayamadığım başka paremetreler var.

    yazdıklarından itakiye yolculuğunun keyifli geçtiğini anlıyorum....ama dikkat et ruhun arkada kalmasın..yalnız kaldığını düşündüğün zamanlarda otur ruhunu bekle..hemde kuğulu parkta ilk aşkını bekler gibi sabırsızca ve sevinçle...

    Böylece yeni taşındığın house,home olur...

    YanıtlaSil
  2. itaki'ye doğru yola çıktığın zaman
    yolunu uzatmaya bak
    serüvenler, bilgilerle uzasın yolun.
    Lestrigonlar'dan ve Kikloplar'dan
    Azgın Poseidon'dan korkma.
    Bunları görmiyeceksin zaten, düşüncen
    soylu ise ve seçkin bir duygu
    dolmuşsa ruhuna ve gövdene.
    Lestrigonlar, Kikloplar
    ve azgın Poseidon, çıkamayacak karşına
    onları ruhunda taşımıyorsan
    ruhun onları çağırmayacaksa.

    Yolun uzasın
    Nice yaz şafaklarıyla beraber
    ilk gördüğün limanlara
    -coşkuyla, sevinçle- varmak için;
    durup Fenike çarşılarından
    has mallar almak için
    sedefi ve mercanı, abanoz ve kehribarı
    ve her yana gönlünce saçabileceğin
    başdöndürücü kokuları;
    sonra Mısır kentlerini görmek için
    bilgelerden bilgiler dermek için
    yolunu uzatmaya bak.

    itaki hep aklında olsun
    Amacın orasıdır ve oraya gidiyorsun.
    Ama gerek yok ayağını çabuk tutmana,
    Yıllarca sürmelidir bu gezi,
    öyle ki yaşlanıp o adaya vardığında,
    yolda kazandıklarınla zaten zengin,
    itaki'den zenginlik beklemeyesin.
    itaki eşsiz bir gezi sağladı sana,
    O olmasa yola çıkmayacaktın
    onun vereceği bir şeyi yoktu başka.

    Ve şimdi sen onu yoksul buluyorsan, itaki aldatmış değildir seni.
    Artık sen bir bilgesin, bunca deneyden geçtin
    itakiler ne demektir artık bilirsin.

    Konstantin Kavafis / Çeviren: ismet Özel

    İtakİ, yunanistan'ın batısında bir adadır. mitolojide odysseia'nın evidir.

    YanıtlaSil
  3. Adsız 1:
    Nerden olduğunu hatırlamıyorum ama aklımda bir laf kalmış.. "Home is where the heart is". Bu yüzden burasının benim için home olması pek mümkün değil sanki o yüzden..

    Adsız 2: Teşekkürler..

    YanıtlaSil