29 Eylül 2009 Salı

Sonunda

Sonunda ısıtma sistemini çalıştırabildik..

Ev arkadaşlarının onayını alarak (!) ve sistemi güç bela çözerek.. Üç ay sonra gelecek doğal gaz faturası muhtemelen 1000 pound. Odada titremeden ders çalışmanın ve uyuyabilmenin değeri paha biçilemez...

Bunun üzerine How I Met Your Mother'ın 5. sezonunun başladığını görüp iki bölüm üst üste izleyince de değmeyin keyfime..

26 Eylül 2009 Cumartesi

Ursula in Coventry: Season 2 Episode 1, The New House


Türkiye'deyken pek bi ihmal ettiğim bloguma İngiltere'ye gelmemin ikinci günü koşa koşa yazı yazmam enteresan mı ya da bendeki yazma sevgisi temel olarak yalnızlıktan mı kaynaklanıyor?

Dün bu soğuk adaya tekrar ayak bastım, havaalanından bir taksiye atlayarak yeni evime ulaştım. Ev hatırladığımdan daha büyük, odam da.. Şu anda yaşadığım en büyük sorun odamın inanılmaz derece soğuk olması.. Geçen sene kampüste yaşadığım ve tüm işler accommodation tarafından halledildiği için gelir gelmez kampüs dışında yaşamanın da zorluklarıyla tanışmış oldum. Odada yatak ve dolap haricinde bi eşya yok. Dünden beri sürekli marketlerde, dükkanlarda yastık, yorgan, tabak-çanak, banyoya paspas, temizlik eşyası vs vs alışverişiyle uğraşmaktan yorgun düştüm. Ev arkadaşlarımdan biri bana bu tip şeyleri alabileceğim bir yer tavsiye etti. Ben de ilk iş atlayıp gittim ve yine onun tavsiyesine uyarak bi kaz tüyü yorgan aldım. Ama o ne fena bişeymiş, gece kokusundan uyuyamadım.. Allahtan onun tavsiyesine uyup yastığımı da kaz tüyü almamışım. Sabahtan beri havalandırıyorum camın önünde kokusu geçer umuduyla.. sanki üzerime sinmiş gibi geliyor kokusu pijamalarım bile kaz kaz kokuyor :)

Onun dışında kampüs dışına taşınmak İngilterede yaşıyor olduğumu daha çok hissettiriyor, sürekli otobüse binmek, kampüste tüm öğrencilerle değil de burada yaşayan insanlarla alışveriş yapmak, camdan dışarı baktığımda yürüyüş yapan ingilizleri görmek bi yandan da kampüste ne kadar izole bir ortamda yaşadığımı da gösterdi bana..

Ama yine de şu anda evimden ve dr'dan kilometrelerce uzakta olma fikrinden nefret ediyorum. Bazen öyle doluyorum ki buraya geldiğime lanet okuyorum. Diğer yandan da zamanın bu kadar hızlı geçmesi eve temelli döneceğim zamanın da çabuk geleceğini gösteriyor. Bir an önce dersler başlasın, ben yine onlara kapılayım, günler haftalar ben farkında olmadan geçsin, eylül gelsin ve ben eski hayatıma kavuşayım istiyorum..


7 Eylül 2009 Pazartesi

Rehavet...


Tam anlamıyla üzerime yaz rehaveti var.. sonbaharın yaklaşmasıyla bu rehavet yerini yaz boyunca yapmayı planlayıp da yapamadığım şeylerin yarattığı vicdan azabına dönüşmeye başlıyor. Bir daha hayatımda bu kadar uzun bir tatil yapamayacak olduğumu bilmek vicdan azabımı daha da derinleştiriyor.
Gezmek ve dinlenmek bakımından fena sayılmazdı aslında.. bir hafta bodrum, bir hafta kız kıza kaş, bir hafta istanbul. arada ankarada evimissde tembellik.. üzerine bol aile ziyareti, uyku, yemek..
Tatil boyunca en çok gurur duyduğum faaliyetim deliler gibi kitap okumaktı. hatta buraya da reading listimi koyayım da ileride bana motivasyon olur diye düşünüyorum..
Bazılarını hatırlamamakla birlikte okuduklarımdan bir kuble:

-Yeşilçam dedikleri Türkiye: yaz tatiline başlarken elime aldığım ve daha öce blogda da bahsettiğim kitap. Vedat Türkalini geleneksel tarzını yansıtıyor. (Henüz hepsini okumamış olsam da) Sırada Güven I ve Güven II var.

- Satranç-Stephen Zweig

-Kürk Mantolu Madonna-Sabahattin Ali (S.A.nın ilk okuduğum romanı, daha doğrusu novella'sı, yalnız tespitleri, durum tahlilleri şimdiye kadar hiç rastlamadığım şekilde başarılı ve çarpıcı, şiddetle tavsiye edilir.)

-Bab-ı Esrar- Ahmet Ümit (Maalesef Ahmet Ümit'in diğer kitaplarının yarısı kadar bile etkileyemedi beni. Hele Mevlanayla Şems'i Elif Şafak'tan okuduktan sonra çok yavan geldi. )

-Yol Palas Cinayeti, Sinekli Bakkal, Handan-Halide Edip Adıvar (Sinekli Bakkal'ın bir ara dizisini yapmaya kalkışmışlardı sanıyorum, sonra sanıyorum yayından kaldırıldı. Gerçekten isabetli olmuş, çünkü modernize edilmesi imkansız bir kitap. Çünkü anlatılan her şey dönemin sosyal ve politik yapısıyla iç içe. Olayları sadece Rabia-Peregrini aşkına indirgemek ise Halide Edip'e büyük haksızlık olurdu. Handan için ise hayatımda okuduğum en güzel kitaplardan biri diyebilirim. Tüm olay karakterler arasındaki mektuplaşmalarla anlatılmış, bunu kopukluk yaşatmadan anlatabilmek sanırım büyük bir edebi yetenek gerektirir.)

-Umut-Ayşe Kulin (Bu bir üçlemenin ikici kitabıymış. Ben ilkini-Veda'yı- okumadan bunu okumuş bulundum. Ayşe Kulini sanırım en son lise yıllarında okumuştum. Kolay okunur bir kitap öncelikle. Yalnız kitabın ana karakterlerinden ikisinin arasında aşk hikayesini sona ulaştırmadan bırakmış, sanırım 3. kitaba bırakmış. Eğer öyleyse kötü bir ticari taktik olmuş. Üçleme bile olsa her kitabın kendi başına baştan sona bir eser olması gerekmez mi?)

-Kitab-ül Hiyel-İhsan Oktay Anar (Amat ve Puslu Kıtalar Atlası kadar etkileyici değildi. Yalnız yine yazarın hayal gücüne hayran oluyor insan kitabı okurken. Bu defa romanın dışında bahsedilen silahların çizimleri de vardı kitapta ve çizimleri de kendisi yapmış İhsan Oktay Anar. Ve nispeten felsefe dozajı daha azdı.)

Bunların dışında da vardı sanırım okuduğum bir kaç parça şey. Ama hatırlayamadım şimdi. İki gün önce Kemal Tahir'in Esir Şehir üçlemesinin ilki olan Esir Şehrin İnsanlarına başladım. Şimdiki hedefim bu üçlemeyi, ardından da Halide Edip ve Sabahattin Ali külliyatını bitirmek. Abartı mı oldu??

Okumak dışında diğer bir faaliyetim de Grey's Anatomy izlemek oldu. İng.ye gitmeden iki arkadaşım bana ilk dört sezonu hediye etmişlerdi. Ama orada izlemeye fırsatım olmadı. Gelince beş sezonun tamamını yaklaşık bir ayda izledim. Rüyamda artık Meredith'i, Izzie'yi falan görmeye başlamıştım :) Şimdi dört gözle 6. sezonu bekliyorum. Bu arada 5. sezon finali sanırım tv tarihindeki en başarılı sezon finallerinden biriydi.

Bir de Manganın son albümü süper.. Hayat bu işte çoookk güzel..

Şimdilik bu kadar..