15 Temmuz 2009 Çarşamba

14 Temmuz 2009 Salı

One Fine (and Wet) Day


Pazar günü Dr. Shephard'ın beni görmeye gelmesi üzerine havanın berbat ve yağmurlu olmasına aldırış etmeden Akçakoca'ya gittik.. Küçüklüğümde sık sık gittiğimiz ve üniversitedeyken de bir kaç yazı burada geçirdiğimiz için (çünkü ben üniversiteye deprem sonrası başladım ve maalesef bir süre kendimize ait bir evimiz olmadı, bu yüzden ben yazları gelince yazları akçakocada ev tutup yazı orada geçiriyorduk) ben pek ciddiye almam bu minik şehri.. nedense bana h.sonu gidilebilecek cazip bir yer gelmez.. mesela abant da öyledir benim için.. insanların neden ank.dan ya da ist.dan geldiğine pek anlam verememişimdir. orası bizim için saçma aile pikniklerinin düzenlendiği sıkıcı bir yer olmuştur hep.. ama dr'un gelmesi ile ve civarda pek de yapacak bir şeyin olmaması nedeniyle yine kendimizi akçakocaya attık son iki haftadır pazarları yaptığımız gibi.

geçen hafta sonu balıkçı barınaklarının tam yanında çok güzel (ve bence akçakoca standartlarının çok çok üzerinde) bir yer keşfetmiştik ve bu pazar da aynı yere gittik. yalnız yemek yerken yağmurun başlaması bize hem biraz zor hem de komik anlar yaşattı. tüm garsonlar seferberlik edip bizi yağmurdan korumak için etrafımızı şemsiyelerle donattı.. ama yağmur o kadar çoktu ki bir süre sonra sırılsıklam olup içeriye kaçmak zorunda kaldık. sonra da elektriklerin kesilmesi ile tatlımızı ve çaylarımızı mum ışığında aldık. ama çok keyifliydi. tüm akşamı dr ile sohbet ederek, benim elimden düşürmediğim ve saplantıya dönüştürdüğüm kitabı (v. türkali-yeşilçam dedikleri türkiye) ve tatil planımız üzerine hayal kurarak geçirdik. (bu arada restoranın adı piri reis, eskaza yolu düşecek olanlara şiddetle tavsiye edilir.)

önümüzdeki h.sonu ise dr ile karadeniz sahillerine uzanıyoruz.. :) sonrasında da bir hafta bodrum. bu sene ikimiz de çok yorulduğumuz için bu tatili fazlasıyla hakkettik diye düşünüyorum. ve gitmeyi dört gözle bekliyorum.

bu arada blogum giderek umuma özellikle de tanıdığım insanlara açık hale gelmeye başlıyor. nedense bu durum beni gerdi biraz.. bakalım neler olacak..

Başlık: One Fine Day filminden esinlenme.. bkz:http://www.imdb.com/title/tt0117247/

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Çin-Maçin..


Haberlerde çinle ve uygur türkleri ile ilgili haberleri görünce aklıma geldi.. İng.de Çinli bir akdaşım var.. Politika masterı yapıyor. Çindeyken bir kaç sene Çin istihabarat servisinde çalışmış.. enteresan bi şekilde ingilizce konuşamayan çinlilere inat ingilizcesi süperdi ve serviste aldığı eğitime borçlu olduğuna söylemişti..
neyse, onunla sohnet ederken şu türk hükümdarlarının çinli prenseslerle evlenip bu çinli prenseslerin ülkenin iç meselelerine karışıp ülkelerin yıkılmasına neden olduğ yönündeki tarih kitabı klasiklerini sormuştum.. kız da bunun klasik bir çin dış politikası olduğunu, iyi eğitim almış ve tabi ki çin hanedanıyla ilgisi olmayan kızların prenses olarak başka ülkelere kakalandığını söylemişti.. enteresan gelmişti bana da...

böyle yanii..

9 Temmuz 2009 Perşembe

Tatil rehaveti..


Türkiyeye gelmemin üzerinden üç hafta geçti sayılır.. bu üç hafta benim insanoğlunun bir türlü mutlu olamaması, elinde olmayanın her zaman daha cazip gelmesi benzeri enteresan duygularımı tetikledi.. burada geçirdiğim üç haftanın muhasebesini yapıyorum.. netice koskoca bir hiç olmasa da rehavete kapılmış, yaz boyu yapmayı planladıklarını sürekli erteyelen bir tipim şu anda.. ve kendi halime gıcık oluyorum..

Yaz için planlarım bol bol kitap okumak, bir sürü film izlemek (kışın meydana gelen açığı kapamak için), dr shephard ile güsel bir tatil, aile ve arkadaşlarla vakit geçirmek, matematik çalışmak (evet matematik çalışmak), önümüzdeki sene için bazı kitap ve makaleleri okumak vs şeklinde devam ediyordu. işte sonuçlar..

ank.da geçirdiğim bir haftanın sonunda bir çok arkadaşım gördüm ama yetmedi.. hatta bazılarını görme fırsatım bile olmadı.. bir de hava öyle sıcaktı insanı basıyor.. dışarı çıkınca insanın ağzı burnu kuruyor sıcak havadan vs..

tek başarım geldiğimden beri oldukça çok sayıda film izleme fırsatı buldum.. hatırladıklarım:
- Elegy (Penelope Cruz ve Ben Kingsley oynuyor. ben fimi pek sevmedim.. pek de duyulmuş bir film değil sanırım. ben kingsley'i sevdiğim için aldım ama oynadığı karakteri sevmedim-andrapozlu seks düşkünü bir adam. film de pek sarmadı..)

- The holiday (tam tatil filmi, romanik komedi, bir sanat eseri olmasa da tembel modda iken sanırım en iyi bunlar çekiliyor.. hem jude law var filmde daha ne olsun.. ing. aksanından uzak kalmamış oldum böylece..)

- 120 (izlemeye çalıştığım tek türk filmiydi, maalesef yarıda bıraktım. aslında pek huyum değildir. bazen sevmediim kitapları yarıda bıraktığım okumayı ertelediğim olmuştur ama filmeleri yarıda bırakmam (tamam bazılarında uyuya kaldığım olmuştur geç saatte ise). bütün önyargılarımı bir kenara koyarak -mesela özge özberkin hep aynı şekilde aynı karakterleri oynaması, dekorun berbat olması, burak sergenin nedense iki rolde oynaması, çocuk ve gençlerin rol yapamamaları vs- izlemeye başladım.. ama galiba türkler maalesef dönem filmi yapamıyorlar.. dekorlar tiyarto sahnesi gibi.. hiç bir inandrıcılığu yok.. konuşmalar zaten orta okulda türkçe öğretmenimizin hazırladığı müsamerelerdeki gibi.. filmin ardındaki niyet çok güzel, konu harika, elin amerikalısı bunun yarısı inandırıcıkta saçma konulara ne filmler çekiyor, ama yok yani bizde olmuyor.. karakterlerin her cümlesinden sonra bana gülme geliyor..)

- He's Just Not that Into You (bunun fragmanını ing.deyken izlemiştim, enteresan gelmişti.. ama çok şey anlatan ama nihayetinde pek bir şey söylemeyen bir film.. pek çok filmdeki evli çiftten kadın olanının uyuz ve takıntılı olması klişesinden tutun, bir sürü romantik komedi klişesine kadar hepsi mevcuttu.. ama yine de eğlenceli sayılabilir..)

-Devil Wears Prada (bu bir kaç yıllık bir film aslında ama ben izlememiştim.. yine hollywood klişeleri ile bezeli olsa da koskoca bir merly streep gerçeği. eskiden pek sevmezdim kendisini ama gerçekten inanıyorsunuz filmdeki karaktere.. bu filmde merly streep miranda olarak ne kadar inandırıcıysa the doubt'ta da muhafazakar rahibe rolünde de o kadar inandırıcıydı. boşuna almamış demek oscarları..)

başka filmler de vardı izlediğim ama hatırlamıyorum şimdi.. benjamin button'ı bir kere daha izledim mesela.. (kanaat getirdim brad pitt çok başarılı bir aktör ve yakışıklı olması onun için bir handikap, asla yeterince ciddiye alnmayacak çünkü)

kitap olarak da yeşilçam dedikleri türkiye var elimde.. vedat türkalinin daha önce iki kitabını okumuştum (mavi karanlık ve bir gün tek başına- ki ikincisi bana dr'un ilk hediyelerinden biridir ve çok değerli ve güzel bir kitaptır) yeşilçam dedikleri türkiyeyi de bana yine dr tavsiye etmişti ama maalesef hiçbir yerde bulamuyorduk. nerdeyse sahafları araştırmaya başlıycaktık ki tesadüfen bulmuş dr'cuğum.. vedat türkali kitapları ne kadar güsel olsa da her kitapta ana karakterlere sinir olmuşumdur.. bu kitapta da aynı şey geçerli henüz yarılayamadım bil kitabı gerçi ama (bu arada yaklaşık 650 sf).. bitirince yeniden bahsederim..

güzel bir atraksiyon dr'un beni görmeye gelmesi oldu geçtiğimiz pazar.. akşam yemeği iin akçakocaya gittik.. ve oranın standartaları içi oldukça güsel bir yerde akşam yemeği yedik.. hava, yemekler, müzik inanılmaz güzeldi. maalesef fotoğraf makinası almayı unutmuşum yanıma ama bu h.sonu tekrarlamayı planlıyoruz.. kafamıza eserse denize bile girebiliriz.. :)

kısacası tatil planlarım başarısız.. bu h.sonu bi arkadaşımın başka bi şehirde nişanı var.. ilk duyduğumda pek heyecanlanmıştım ama bu rehavetten kurtulup gidebilir miyim bilmiyorum.