25 Şubat 2009 Çarşamba

İçimde Nedenini Bilmediğim Bir Sıkıntı ve Alışveriş

Başlık biraz enteresan oldu farkındayım.
Bugün içimde nedenini bilmediğim bir sıkıntı var..

Aslında sabah çok iyiydim. uzun zamandan sonra düzgün bir makyaj yaptım, büyük bir neşe ile derse gittim. dersten sonra sınıftan arkadaşlarla bir kahve içtik. (arkadaşların milliyet durumu şöyle: 2 italyan, 2 alman, 1 japon, 1 genetik olarak çinli aksan olarak ingiliz)

sonra da aslında ders çalışmam gerekirken şehre gittim. şimdi bu üniversite şehrin dışında kalıyor biraz. kampüste de pek bir hayat yok maalesef.. arada canım sıkılınca alışveriş yapmak için falan şehre gidiyorum ben de :) köyden şehre inmek gibi oluyor..

neyse biraz alışveriş yaptım.. gerçi şehir küçük olduğu için pek alışveriş yapacak bir yer de yok.. mevcutlar bir adet h&m, bir next, bir river island, e tabi ki marks&spencer, miss selfridge, ve bir kaç ingiliz markası.. ben sanırım ankara'ya çok laf ettim bu yüzden buraya gönderilerek cezalandırıldım :)

neyse gelelim alışverişe.. kendime h&m'den siyah bir kemer, uzun saks mavisi gibi bir hırka ve bir fular aldım (aslında bu fular işine bir son versem iyi olacak.. çünkü dolabımda kazak başına bir fular/şal düşüyor. ama güzeldi, dayanamadım aldım. ve üçü sadece 26 pound tuttu.. onun dışında da yine kozmetik alışverişi tabi ki.. aslında bir şeye ihtiyacım yoktu ama insan kendini tutamıyor maalesef..

aslında son dönemlerde kendimi takdir etmiştir. türkiyeye giderken duty free'den bile sadece ihtiyacım olduğu için bir nemlendirici ve concealer almıştım. ama neyse bugünkü sicilim de çok fena sayılmaz, bir ruj, bir kaç fırça ve allık :)

dışarı çıkıp biraz hava almak iyi gelir demiştim ama içimden nedenini bilemediğim bir sıkıntı.. ders de çalışamıyorum.. can sıkıntısından canım ailemi izleyeyim dedim. ama o da klasiğe sardı artık.. valla şu yanlış anlaşılma, birbirinden birşeyler gizleme mevhumları olmasa bu türk dizileri var olamazdı sanıyorum. ay bi de o seyhanın saçı ne allah aşkına??


fotoğraf: www.scx.hu

23 Şubat 2009 Pazartesi

Sınav Sonrası ve Strawberry

Sınavdan çıktım..

maalesef beklediğim daha doğrusu istediğim gibi geçmedi. dolayısıyla benim sene sonuna ilişkin endişelerimde bir kabarma baş gösterdi.. off çok çalışmak lazım çok..

sınav sadece 50 dakika sürdü ama fiziksel ve beyinsel olarak ziyadesiyle yordu beni. zaten ayarlama yaparken hata yapmışlar. normalde 3 sınıfa bölüyorlardı sınav popülasyonu. ama bir hata mı olmuş ne.. 200 kişi kucak kucağa oturduk..

sınıf sıcak. bir yandan sınav stresi, elimde bir sürü eşyalar. kitaplarım ve montum kucağımda. zaten daracık masanın üzerinde istatistik tabloları, cheat sheet, hesap makinası, cevap kağıdı ve soru kağıdı. bir yanımda bir ingiliz bebesi diğer yanımda bir hintli.. zaten o ingilize de gıcık oldum. sınıf kalabalık, bu arkadaş yayılmış. "can you please move one seat" dedim gayet kibarca.. allahım bu kadar sıkışık oturulur muymuş, buna kesinlikle gözetmenler izin vermezmiş. çok garipmiş falan.. ingilizce olarak "annem 200 kişi birbirimizin tepesine mi oturucaz. mecbur inci gibi yanyana sıralanıp oturucaz" diyemeyeceğim için sorry morry dedim.. neyse dirsek dirseğe yaptık sınavı.. çıkarken aklıma geldi dank diye bir şeyi yanlış yaptığım.. yanlış yaptığımdan çok hata yaptığımı farketmeme sinir oldum.. bilmeseydim rahat rahat geçiricektim bu geceyi ya.. üf boşuna dememişler "ignorance is a bliss" diye.. bişeyleri bilmeyince ya da farkında olmayınca daha mıtlu oluyorsun..

neyse.. geldim maillerimi kontrol ediyordum ki.. strawberyynet mail göndermiş.. we miss you die.. i miss u too dedim görünce.. ama sürekli gidip geldiğim için türkiyeye duty freeden alıyorum ihtiyaçlarımı, hem artık yeni kurlardan sonr duty free ile aynı, hatta bazen daha pahalı. bir de ingiltereye teslimat yapınca customs ücreti alıyolar sanırım. ama yine de bir bakmaya değer. şu clinique'in anti blemish olayına gireyim diyorum.. belki türkiyeye göndertirim.. ne de olsa bi aydan kısa bir zaman sonra yine evdeyim :))))

22 Şubat 2009 Pazar

Çok sıkıldım!!!


Pazartesi günü sınavım var..

ben yine stresteyim.. yalnız yanlış anlaşılmasın.. çalışmaktan değil stresim.. tamamen çalışamamaktan.. bir yandan içimden bir ses çalııışşş çalııışşş diyor.. bir yandan da çalışamıyorum.. böyle sıkıntılar basıyor.. bir yandan da kendimi hasta hissediyorum.. of offf... aklım dersten başka her yerde..

30una gelirken öğrenci olmaya karar verince tekrar böyle yan etkileri oluyor işte..

biraz sinirlerim geveşin diye limonlu ballı yeşil çay yaptım kendime.. biraz moladan sonra çılgınlar gibi ders çalışmaya devam...

16 Şubat 2009 Pazartesi

Mükemmel Bir Hafta Sonu!!!


İstanbul'da mükemmel bir hafta sonu geçirdim...

sadece hafta sonu için bile olsa, yağmur bize inat deliler gibi yağsa da çok eğlenceli, bir o kadar da huzurluydu..

cuma akşam saat 7,5 gibi İstanbul'a indim. Köprü trafiği nedeniyle karşıya geçmemiz iki saatten uzun sürdü maalesef. Akşam yemeğini Fenerbahçe'de Palaimon diye bir balıkçıda yedik. Balığı ve mezeleri gerçekten çok özlemişim..

Cumartesi kahvaltıdan sonra Bağdat Caddesinde turladık. Öğleden sonra ise Merly Streep'in son filmi Şüphe'yi izledik. Akşam yemeğini Cemil Topuzlu'da Zanzibar'da yedik. Çok güzeldi gerçekten. Pazar gününü ise evde film (The Curious Case of Benjamin Button) izleyerek geçirdik.

Filmlerin ve Zanzibar'ın yorumlarını sonraya bırakıyorum...

Fotoğraf internetten alıntı.

13 Şubat 2009 Cuma

Sevgililer Günü

Bu cumartesi günü sevgililer günü.. sanıyorum bir beş-on senesine kadar kimse için bu kadar önemli değildi sevgiler günü.. şimdi ise sevgililer gününü önemsemeyeni dövecekler neredeyse. klişe bir değerlendirme olacak ama işte tüketimi körüklemek için empoze edilen bir gün daha.

Ben de bu hafta sonu İstanbul'a gidiyorum, Dr. Shepherd'ı görmeye.. 1,5 ay oldu görüşmeyeli ve ikimizin de canına tak etti. Ben de bu hafta sonu bir kaçamak yapmaya karar verdim, sevgililer gününe denk geldi.

Gitmek için 24 saatten az kaldı ama vakit geçmek bilmiyor. Çok özledim...

12 Şubat 2009 Perşembe

Penguen


Pengueni ara ara takip etmeye çalışırım. Kapakları ile sayfalarca yazıda anlatılabilecek olandan daha fazla şeyi anlatıyorlar. Yerel seçimler yaklaşırken seçmene dilenci gibi davranan partilerle ilgili güzel bir kartikatür koymuşlara kapağa. (ingilizcede buna clientelism deniliyor, türkçe karşılığı yok sanıyorum.)

İnsan neye üzüleceğini ya da kızacağını bilemiyor.

Siyasi partilerden aldıkları karşılığında oylarını satan seçmenlere mi kızmak lazım, onları bu hale getirenlere mi, bu durumdan istifade etmeye çalışan siyasilere mi, durumun farkında olmayarak hala bu yanlış çarkın dönmesine izin veren halka mı? Belki de bunların hepsi birbirini besleyen bir süreçtir. İnsanları fakir ve yardıma muhtaç bırakıp seçim zamanları ağızlarına bir parmak bal çalarak istedikleri kadar oy almak sanırım Türkiye'de politikacıların daha çok işine geliyor. özellikle kimsenin bilinçlenmesini ve bu kirli çarkın dönmesine itiraz etmelerini istemiyorlar.

Böyle olunca da insan hem kendi hem de ülkesinin geleceğine dair endişe duymaktan alıkoyamıyor kendini. Gerçekten çok üzücü..

Karikatür Kaynak: www.penguen.com

11 Şubat 2009 Çarşamba

new year resolutions!! (4ever)


klasiktir ya hani.. illa ki her yıla girerken bir yeni yıl kararları listesi hazırlanır. gerçi ben bu işi abartıp her haftaya başlarken bile yapıyorum. planlı olmayı seviyorum netekim.. illa ki ajandayı bi rkaç listeyle doldurmam gerek. tabi bunlara ne kadar uyuyorum, o konuda pek birşey demek istemiyorum. felaket durumdayım çünkü..

genelde benim yeni yıl kararlarımda her sene şu başlıklar olur:

- çok okunacak.
- çok film izlenicek, haftada en az bir tane.
- üç kilo verilecek. (her sene aynı rakam yalnız, ısrarla 3)
- daha tertipli, düzenli olunacak.
- üstümüze, başımıza saçımıza makyajımıza daha çok dikkat edilecek.
- düzenli ve disiplinli bir şekilde çalışılacak, daha verimli olmaya çalışılacak.
- tv ve internet karşısında daha az vakit geçirilecek.
- çok gezilecek..

son 5-6 yıldır yaptığım listelerde değişmeyen başlıklar bunlar..
tabi yeni yıla gireli bir ayı geçti, ben neden yazıyorum bunları..
geçenlerde bir karikatür gördüm, çok eğlenceli geldi.. tam benlik..
paylaşmak istedim..




10 Şubat 2009 Salı

hoşgeldim boş buldum..

ne zamandır aklımdaydı bir blog açmak.. ülkemden uzak geçirdiğim son bir kaç ay içinde can sıkıntısından bol bol başka blogları izleme fırsatı buldum. uzak diyarlardaki yalnızlığımı (nasıl da arabesk yazarım) ben de bu şekilde paylaşmak istedim.

fırsat buldukça kitaplara, filmlere, hayata, siyasete, ekonomiye ve aklınıza gelebilecek pek çok şeye dair yazmak niyetindeyim.

Blogları izlerken genel olarak bayan blog kullanıcılarının belirli konular üzerinde yazıyor olduklarını gördüm. bunlardan ilki yemek tabi ki. ben de buraya gelmeden önce (türkiyedeyken yani) bol bol faydalanıyordum bu bloglardan. sayelerinde çok şey öğrendim. ikinci olarak moda-makyaj-kozmetik blogları var sanıyorum (burada yaptığım gereksiz bir genelleme ya da cahillikten kaynaklanan bir ahkam kesme de olabilir. affınıza sığınıyorum.)

açıkçası türkiye şartlarını düşündüğümüzde evlerine internet bilgisayar ikilisinin girdiği insanlar belki de azınlığı oluşturuyorlar. bu nedenle aslında bog yazarlarının nispeten toplumsal olarak daha ayrıksı bir noktada olduklarını düşünüyorum. bu nedenle sadece yeme içme-giyme süslenme değil de diğer konulara da değinmek gerekiyor belki de..

uzun lafın kısası demem o ki, benim amaçladığım çalışan, okuyan, dünyaya dair dertleri kaygıları olan, bunun yanında gezmeyi süslenmeyi, yemeyi içmeyi ve eğlenmeyi seven bir şehirli kadın blogu olsun. şimdiye kadar olan örneklerini bilmemenin benim eşekliğimden kaynaklandını belirterek hoş birşeyler yapabilme umuduyla şimdilik ilk postumu sonlandırıyorum.